ercanpolattt

bilgisayar, eğitim, güncelİyi şeylerden biri…


Oca 29 2008 Yorum Yok »

Kendimize ve ülkemize olan güvensizliğimiz, komplekslerimiz, -biz türkler yada -eee burası Türkiye gibi, bahsi
geçen olayın sebebini, başka hiç bir nedene gerek bırakmayacak biçimde netleştirmemizi sağlar.
Bu artık çok can sıkıcı geliyor bana. Hem can sıkıcı hem kolaycılık.
Diğer tüm memleketlerde işlerin nasıl yürüdüğünü eksiksiz bilir gibi, herhangi bir yanlışlık karşısında kurulan bu
cümleler yapılan iyi işler ve iyi gidişat için emek veren herkesin canını acıtıyordur eminim.
Eğitim üzerine bir yayın olan educaturk’ deki haber iyi işlerin yapıldığına, birilerinin değişim için uğraştığına
yerinde bir örnek. Sevindirici.

Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim öğrencilerine bilgisayar üzerinden interaktif yöntemle dil öğretmeyi amaçlayan
yeni bir sistemi uygulamaya hazırlanıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ile Sanko Holding arasında geçen yıl imzalanan
DynEd (Dynamic Education) İngilizce Dil Eğitim Sistemi ile ilgiliprotokolde öngörülen hazırlıklar son aşamaya
geldi. Dil eğitimini interaktif yöntemle öğretmeyi amaçlayan CD’ler, okullara ve öğrencilere dağıtılmak üzere il
milli eğitim müdürlüklerine gönderilmeye başlandı. Öğrencilere CD’ler ile birlikte birer kullanıcı adı verilecek.
CD üzerinden kullanıcı adını ve şifresini girerek sisteme kaydolan öğrenci, ingilizce eğitimine başlayabilecek.
İlköğretim 4,5,6,7 ve 8. sınıflara yönelik bu yöntemle öğrenciler, internet bağlantısı olan herhangi bir
bilgisayarla istediği zaman ingilizce çalışabilecek. Öğrenciler internette bir defa sistemi çalıştırdıktan sonra
internete yeniden ihtiyaçları olmayacak. Sistem, 15 günde bir internete girilmek koşuluyla kullanılabilecek.
Öğrencinin sistemde yaptığı tüm çalışmalar kaydedilecek. Mevcut ders programını destekleyen İngilizce Dil Eğitim
Sistemi’nde, her sınıf düzeyine göre üniteler bulunuyor ve konuşma, dinleme, yazma ve okuma ile ilgili konular yer
alıyor.

Share on Facebook Facebook'da paylaş

kalibre

blogAt Gözlüğü Ya da At Şu Gözlüğü


Oca 26 2008 Yorum Yok »

Sürekli aşina olduğumuz olaylara,farklı bir gözle bakmayı hedef almış bir blog..İlgimi çeken ve beğendiğim bir yazısını paylaşmak isterim…

______

Lise döneminin önemini yeni yeni fark etmeye başladım.Özellikle de tarih ve edebiyat dersleri önemliymiş..Biliyorum,tarih ve edebiyat denince lise döneminde,çoğumuzun gözler ağırlaşır,çene esnemek için fırsat kollar,beyin uyuşur..

Edebiyat dersinden daha önemli olan şey aslında Edebiyat Öğretmenidir..Şimdi ünideyim ve arkadaş sohbetlerinde bazen şöyle diyaloglar olabiliyor; “edebiyattan nefret ederim” Şimdi bir insan evladı edebiyatı sevmeyebilir,normaldir,ama nefret ederim diyorsa bir problem olmalı..Yani tamam sevmezsin de nefretin sebebi nedir?Bu edebiyat denilen şey,sana fiziki bir zarar verebilecek yetiye sahip bir şey değil ki..

Bu nefret duygusunun sebebinin,edebiyat öğretmeni olduğunun kanaatine vardım..Şöyle ki: Edebiyat geçmişi zengin olan bir milletiz,bu edebiyat dünyamızı ders olarak işlerken de pek eğlenceli tarafları da yok..Ancak öğretmenin tavrı,üslubu çok önemliymiş be..

Hatırladığım ve şu an bana çok saçma gelen bir olay var..Edebiyat kitabından,müfredat gereği her hafta bir konu işlenirdi,bazen bir roman özeti bazen de bir şiir olurdu bu..Hoca derdi ki: arkadaşlar şiiri açıklayın,haftaya tartışıcaz…Kendimce açıklamaya çalışırdım,mısralardan ne anlıyorsam,anlamlandırmaya çalışırdım şiiri..Bir hafta geçer,o şiir sınıfta ilk önce okunur,sonra hoca rastgele ya da sırayla birilerimizi kaldırır,sen şu ilk dörtlüğü açıkla bakalım der..Sıra bana gelir,anladığım kadarıyla hocaya anlatırım “Hocam şair burada aşkın ulaşılmazlığını ve bu ulaşılmazlığa rağmen,aşkı bulma arzusunu falan filan vallahi billahi” diye anlatırdım ve hocanın tepkisi şöyle oluyordu “Hayır,şair orda onu anlatmak istememiş,şair bu dörtlükte…” bi dakka ya,haydaaaa,noluyoruz?

Yahu hocam,sen nasıl şairin bu şiirde aslında anlatmak istediğini net olarak bilebilirsin ki?Ortada bir şiir vardır ve ben bunu anlamlandırırken o an ki hali ruhiyetime göre böyle bir yorum yapmışımdır..Ortada,bu şiirden,mutlaka belli,kesin bir anlam çıkmalıdır diye şairin bir vasiyeti ya da her yazdığı şiirin meali mi mevcuttur?Peki hocam sen bana böyle çıkışıp,höykürüp,çemkirirken aslında ne yaptın biliyor musun?Bana bir bok öğretmeden,bende,benim bir dörtlüğü bile izah edemeyeceğim kanaatini uyandırdın,soğuttun beni be hocam!!!

Edebiyat öğretmeni önemlidir,hem de çooooook…

İkinci takıldığım konu ise tarih dersi ve müfredatı.Osmanlı Tarihiyle ilkokulda tanışmaya başlamıştık sanırım,ve ilkokuldan itibaren Osmanlı Tarihini hep gördük..Devirlere ayrılıyordu Osmanlı Tarihi,Kuruluş-Yükseliş-Duraklama-Gerileme-Çöküş..Hep bu müfredat şeklinde işlendi..Sizde de bu dersi görürken şöyle bir duygu oluyor muydu?Kuruluş ve yükselişi işlerken hoşuna gidiyordu insanın,Bilecik gibi bir yerden 3 kıtada toprak sahibi oluyordun ve her girdiğin savaşı kazanıyordun,insan gurur duyuyordu,ta ki,Çöküş dönemine kadar..Ya o nasıl bir dönemdi be,insanın okuyası gelmiyordu,sürekli kaybedilen savaşlar,toprak kayıpları,ikide bir tarih kitabında insanın gözüne gözüne sokulan “Kanuni Döneminde Osmanlı Toprakları” ve “Çöküş Dönemindeki Topraklarımız” şeklinde haritalar..Yani insanın içi burkuluyordu ister istemez.Hah işte benim düşüncem,bu ayrım yapılmasa,her padişah ayrı ayrı işlense,döneme ayırıp insanın moralini bozmayın be sayın müfredat maker (meykır) abilerim,büyüklerim..Hangi insan oğlu ister sürekli yenildiği,toprak kaybettiği bir dönemi okumayı,çalışmayı,bir de ordan not almayı?

Bir de,tarih bölümü okuyan arkadaşlarım daha iyi bilir tabi ki,ama hani şu çöküş dönemi nasıl bir dönemdir?Yaklaşık 100 sene sürüyor..Peki biri bana söyleyebilir mi,bu nasıl bir tanımlamadır ki,bir devlet 100 sene çökebilsin?Düşünüyorum,Türkiye Cumhuriyetimizin tarihi 85 sene ama Osmanlı 100 sene çöküyor?Bi garip geliyor…Hani şöyle biraz olaya mizahi bakıp,çöküş dönemi padişahlarından birini konuştursam,şöyle bir diyalog çıkar ortaya…

Padişah:Vezir,sağda solda haber çıkmış,çöküyormuşuz,ne iş?

Vezir:Padişahım Gevur Diyarından çıktı bu söylenti,bizimle bir alakası yok..

Padişah:Ulan anlamıyorum ki,nasıl bir çöküş bu,halan 3 kıtada toprağım var,en büyük kara ordusu bende,arada bana sığınan ülkeler oluyor ama çöküyoruz!!!Tez Gevur gazetelerinin yazı işleri müdürünü çağırın,tekzip metni yayınlasınlar…

Gecenin 02:28′inde aklıma geldi bunlar,lise önemliymiş,tarih,edebiyat önemliymiş…

Saygılar bizden efenim : )

______

Ayrıca ilgimi çeken bir kaç yazı oldu,Tarihi Yalanlar,Yalan Tarih gibi..

site adresi: www.atgozlugu.com

Share on Facebook Facebook'da paylaş

ercanpolattt

bilgisayarİlk bilgisayarım


Oca 24 2008 Yorum Yok »

Bilgisayarla ilk tanışmam babamın işyerinden getirdiği amiga500 ile oldu gibi bir cümleyle başlamayı çok isterdim bilgisayarla nasıl tanıştığımı anlatan yazıma. Hatta böyle başlasaydım muhtemelen şu an olduğumdan çok daha iyi bir yerde olurdum, ama olmadı. Bilgisayarı her çocuğun istediği gibi istedim bende. Bahsettiğim çıcuklar benim zamanımdaki ve benim şartlarımdakiler tabi, 79′ luyum ve zengin değilim, etrafımdakilerde değildi. O yüzden istediğim şeyle ne yapacağımı hiç bilmeden istiyordum. Tarihi hatırlamıyorum ama bilgisayara dair ilk hatırladığım görsel malzeme televizyon reklamıydı ve eskiden çok uzun süren işlemlerin artık daha kısa sürdüğünü anlatan, şimdi bile yapılabilen ve gerekçeleriyle sonucu bakımından şimdikilerle aynı sonucu çıkaran ve poüleritesinden hiçbirşey kaybetmeyen bilgisayarın hızı hususundaki reklamdı. Tabi bu işletim sistemi reklamıda olabilir 95 mesela yada 3.1. 3.1 olması daha muhtemel.
Babamdan bilgisayar istediğimde alamayız deyişine şaşırmamıştım ama almak istemediği, hatta çok saçma bulduğu için neden alamayız, sonrada mı alamayız gibi bir cevaplı diyaloğa girmemesine içerlemiştim. Halbuki ozamanda gazetelerde taksitle satışlar vardı. Çok sonralara yani benim miladım dediğim 98 yılına geldiğimizde artık çalışıyordum ve para biriktiriyordum ki ne biriktirme. İşyerim 3 km kadar uzaklıktaydı ve kış boyu bile yol parasından yırtmak için yürüyerek gidip geliyordum. Emrah’ ın anılarıyla karıştırılabilecek denli acıklı aslında ama tüm bunları bilgisayar için yapıyor oluşum olayın ruhuna ters tabi. Kuruş harcamadan 6 ayda 580 dolar kadar biriktirdim. Son zamanlardı, çalıştığım yerden gazetedeki ilanları arayıp fiyatlar konfigürasyonlar soruyorum arkadaşımla birlikte ama bişey anladığımda yok. Adam tek tek şu şukadar diyo ben pahalı bulduğum için ekran kartını alamsam onu sonra alırım diyorum. Ozaman onboard kavramıda yoktu galiba. Ama Turkaz vardı. Yine ne olduğunu bilmiyordum ama herkes windows 98 derken onlar Turkuaz diyodu ve ben onu istiyodum. Bu tutumum farklı olana olan takıntım sebebiyle. Şimdide aynı durum. Alternatifleri kullanırım hep yazılımda. Neyse gazetede ilanı gördüğümde bu dedim. Fiyatı tam cebimdeki kadar. Celeron 300, 3.2 gb hd,4mb 3d ekran kartı, 64 mb sd ram, 15 digital renkli ekran. Dükkan Eminönündeydi. Arkadaşımla birlikte gittim ve o berbat an, o hayal kırıklığı. Seçtiğim bilgisayar multimedia değilmiş. Yani cd rom, ses kartı ve hopörlörü yok. Dayanamadım aldım yinede. Adam kurarken 3.2 gb hd nin elinde kalmadığını, onun yerine farkını ödersem 4.3 verebileceğini söyledi. 5 dolarım vardı verdim. 1 gb daha fazla alanım oldu. Sonra jest yapıp çiçeği burnunda ışıl ışıl yanan grafikleriyle windows 98 kurdu bana, üstünede office 98. Uçuyoduk arkadaşla biz. Bi taraftanda dua ediyoduk ki adam kurulum için taktığı cdrom u üzerinde unutsun ama olmadı. Yüklendiğimiz gibi biri gemi iki vesaitle eve geldik. Arkadaşlar toplandı kurduk. Paint wordpad ekran koruyucu derken arkadaşım bilgisayar üzerindeki tüm hünerlerini sergilerken sevinçten içim içime sığmaz bi şekilde izliyorum. Babam geldi aynı hünerleri ona ben sergiledim bu sefer ama ben bişey anlamıyorum oğlum diyip gitti. Şov bitip herkes dağıldığında nasıl kapatacağımı bilemediğim, herşeyden çok istediğim makinayla baş başa kaldım. Ama bulamadım nereden kapanır bu, fişini çekemem zarar veririm derken şovun yıldızı arkadaşımı aradım tarif etti ama anlamadığıma kanaat getirmiş ki alt+f4 sonrada enter dedi en son. Ama daha sonraları bile, kapatmasını dahi bilmediğim, hatta onunla ne yapacağımı bilmediğim bi şeyi neden bukadar isteyerek sahip olduğumu sormadım kendime.
Çok zaman geçmemişti ama 16 bit quake ses kartım, quake hopörlörlerim ve 48 hızlı uzaktan kumandalı creative cd rom um olmuştu. Yani artık bilgisayarım tam teşekküllü ve en önemlisi multimedyaydı.
Artık herşey o ilk zamanlarki kadar heyecanlı değildi ta ki 1 diskete windows 98 i sığdırana kadar. Olay, okulda bilgisayar dersi görmüş, bildiklerini benimle paylaşma azminde olan kuzenimin parlak fikrinin gerçekten vücut bulmasıydı. Ama sonraları o bu anıyı anlatırken olayın kahramanı hep bendim. Disketle uğraşırken onuda al bunuda al derken birde baktık bilgisayarım simgesi disketin içinde. Allahım dedik nasıl olur. Tıkladık c, tıkladık windows, program files. Tıkladıkça tıklıyoruz herşey bunun içinde. Sevinçten uçuyoruz ama temkinide elden bırakmıyoruz. NAsıl olur ya 1.44 mb bu ama biz windows u sığdırdık işte. Hatta şu tarihi gaf hala kulaklarımdaki kuzenim -ercan abi biz kimsenin bulmadığı bişeyi bulmuş olabilir miyiz. Sonuçta koca hd yi sığdırmıştık diskete. O sırada memleketten gelmiş olan bir başka kuzenim - ki kendisi bilgisayar kursuna gidip sınavlarda 100 alarak sertifikasını almış, benim iletişim sistemi dediğim windowsu işletim sistemi o şeklinde çok açıklayıcı olmayan şekilde düzeltmişti- olmaması lazım ama bilmiyorum yinede diye olaya hiiç karışmak istemediğini belirten bir tavır içindeydi. Ben çıldırmıştım, disket elimde, kardeşime yaz diyodum, yaz üstüne windows 98 disketi. Kuzenimide sıkıştırıyodum bir yandan aynısından bende istiyorum. Aynısından istiyorum bende. Çabuk.
Altı yıl kullandım o bilgisayarımı. Seagate hd si ve power supply ı hala çalışır durumda. Duygusallıktan değil işe yaradıklarından saklıyorum.
Neyse, yazının sonunda biyere varmayacağım. Normaldede biyere varamadım zaten…

Share on Facebook Facebook'da paylaş

ercanpolattt

bilgisayarLinux saçmalıkları


Oca 24 2008 4 Yorum »

Nerden nasıl başlayayım, her problemin kaydını o an tutmadığımdan şikayetlenirken zorlanıyorum. Yazımın niyeti Linux Windows kıyaslaması yapmak falan değil. İkisininde iyi kötü yanlarını görecek kadar denedim deniyorum. Vardığım sonuç son yaşadığımla tam yerini buldu aslında. Bence -diye ekliyim yinede- linux kesinlikle son kullanıcı için bir masaüstü işletim sistemi değil. Basit değil, sorunlu ve uğraştırıcı. Bir çok dağıtım denedim ve en son ubuntu kullanıyordum. Yine bir sorun nedeniyle Pardus’ a geçeyim bir müddet onda kalayım dedim ama ne mümkün. Ubuntudaki son sorunumu hatırlamıyorum fakat büyük ihtimal güncelleme sonrası oluşan bir hata olabilir.
Bir türlü firefox üzerinden video seyredemememde olabilir, tüm kodekleri be pluginleri yüklediğim halde. Ama daha önce sorunsuz izleyebiliyordum. Neyse kodek sorunu yok iddasındaki pardusa geçtim bende, yakın zamanda pardus projesine alınan grafikerlerin haberlerini okumuş heyecanlanmıştım. Kde4 geliyo nasıl olsa heyecanıda vardı.
Önce ekran çözünürlüğü problemim oldu. Ekranım desteklediği halde 1024×768 den yukarı çıkamıyordum. Forum forum dolaşıp ekran tazeleme oranlarımı uygun dosyaya kaydettim ve sorun çözüldü. Ama okadar kolay olmadı, bu en sonunda ulaştığımdı, çünkü tüm cevaplar çözünürlükleri elle gir şeklindeydi ilk önce. Neyse sevindim tabi halloldu diye. Ama neden bukadar uğraş neden daha basit bi yolu yok, o ayrı. Sonra dedimki şu compiz fusion’ u kurayım hakkıyla kullanayım görsel bişeylerde olsun. Onun içinde ilgili dosya üzerinde değişiklikler, uygun paketler indirdim. Derken oda oldu. Güzelde oldu ama compiz ayarları yinede karışık geldi, hangi tuş hangi efekti veriyor bir ön izleme olsa seçim daha kolay olurdu. Ama olmaz. Çünkü linux kullanıyorsan uğraşacaksın. Oda bitti güzelde oldu boşver dedim. Ama her açmamda compiz i yeniden başlatmam gerekiyordu. Yoksa efektler görseller çalışmadığı gibi pencereleri taşıyamaz olmuştum yerlerinden. Kapat yeniden boyutlandır düğmeleride yok olmuştu. Her seferinde pardusu açtıktan sonra ilk iş compiz’i başlatır olmuştum. Neyse dedim yine..
Firefox üzerinden video açayım dedim, ubuntuyu hatırlayıp, nasılsa kodek sorunu yok. Ama açmadı. Dedim videoyu yükleyip kafeine ile denerim. Yok yine olmadı. Video hızlıca akıp bitiyo. Tek görebildiğim siyah bi ekran. kodek yükleyeyim dedim pisiden baktım eksik kodek yok. Yazarken bile daralıyorum valla. Dedim şu kodekleri kaldırayım bir. belki bi çakışma vardır. Bu arada mpeg yada mpg uzantılıydı dosyalar ve diğer medya çalarlarda açmadı bu dosyaları. Hatta hemen depodan Vlc’ yi yükledim ama oda her açmamda anında çöktü ve çalışmadı. Neyse kodekleri kaldırdım. Tekrar denemek için çift tıkladım video dosyasını ama o da ne. Birlikte aç tarzındaki uygun programı seç ekranı açıldı. Hemen seçmek için menülere baktım ama medya çalan tüm programlar silinmişti. Başlattan programlara baktım. Silinen sadece medya çalarlar değil menülerin bir çoğu eksik, programlar silinmiş. Tekrar kodekleri yükledim pisi’den ama sonuç aynıydı. Ne video dosyaları açılıyordu ne de silinen programlar yerine gelmişti. Yeniden başlatmak belki sorunu çözer dedim ama pardus birdaha açılmadı. Siyah ekranda kullanıcı adımı isteyen yerde kaldım. Kullanıcı adı şifreyi girdim ve tek bildiğim işe yarayan komut olan startx i yazdım umutla bekledim ama olmadı. masa üstü gelmedi. Şimdi forumları dolaşıp yardım isteyeceğim ve şanslıysam yeniden kurmadan pardus’a kavuşacağım. Ardından yine forumlarda enden videoları açamadığımın cevabını arayacağım.
Sonuç olarak yinede linux kullanacağım, değişikliği alternatifi sevdiğim için ama kimseye tavsiye etmeyeceğim.

Share on Facebook Facebook'da paylaş

batasoy

bilgisayar, blogWordpress ile komünite oluşturmak


Oca 21 2008 Yorum Yok »

Aslına bakarsanız, Wordpress ile bir komünite sistemi kurmanın daha basit olacağını düşünmüştüm…Elbette, üzerimden büyük yük aldı. En azından, yetkilendirme, sayfa hazırlama gibi sürüyle parçayı bir araya getirmeme gerek kalmadı. Müthiş kod tasarrufu sağladım…

Gelgelelim, neredeyse binlerce Wordpress eklentisi ile her istediğinizi yapabileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz!

Herşeyden önce, bolca eklenti kullanmak sistemi yavaşlatıyor. Vakit buldukça sisteme bazı ekleme ve çıkarmalar yaptım. Blogmani, şu an çok hızlı görünmüyor. Bir miktar çöp kod var ve bunun bir kısmı da Wordpress’den miras. Bazı orijinal Wordpress dosyalarını yarı yarıya kısaltabildim. Kimisi geriye uyumluluk kaygısıyla yazılmış çok miktarda kod var. Bu kodların bir kısmı da açıkçası hantal ve gereksiz. Aslında kodu açtığınızda birkaç kişinin parmağı olduğunu anlıyorsunuz, ve herkesin “tarzı” farklı. Ama asıl yavaşlık, çok güvenilir ve uptime’ı harika olmasına rağmen, yavaş kalan GoDaddy…

Eklenti kodları daha büyük sorun…

Bazı eklentilerin ciddi güvenlik açıkları var. Bazı eklentilerde amaca uygun değiller. Mesela, özel mesajlaşma eklentisini epeyce elden geçirmek zorunda kaldım ve bu arada bir fonksiyonu kaybettim: Gönderdiğiniz mesajın bir kopyasını gidenler klasöründe saklama özelliği şu an çalışmıyor, yakında halledeceğim.

Bazı özellikleri sıfırdan yazmak zorunda kaldım, çünkü kimsenin aklına arkadaş ekleme, kişilere yorum yazma gibi fikirler gelmemiş. Bu tip eklentiler yok.

Accordion gibi özelliklerde son anda Spry Framework’e kaydım; zira moo.fx maalesef Spry kadar uyumlu değil. WP, zaten kendi içinde moo ve prototype kullanıyor. Spry’ı da dahil edince, sistem biraz şişti. Özellikle arama sayfasında moo kullandığıma pişmanım; kodu gereksiz 50 k kadar şişirdi. 0.26 ile birlikte, kullanıcı profil sayfalarında olduğu gibi HttpXML kullanacağım.

“Şişti” deyip durduğuma bakmayın. Dosyaların çoğu gerçekten çok küçük; sorun GoDaddy. Eğer Mart başına kadar 1000 üyeye kadar ulaşırsak, akla zarar bir sistem(!) kuracağım. Veriyi üç ayrı sunucudan çekecek bir sistem bu; detayına fazla girmeyeyim.

Eylül başında, sistemi tamamen GPL ile dağıtma planım var. Önce İngilizce, arkasından Türkçe olacak. Kod adına CommunityPress diyelim; web sitesi alınmış, o yüzden isim bulmak gerek…

Share on Facebook Facebook'da paylaş


Toplam 1 / 212»
Kapat
E-posta ile paylaş